Kısa Yazılar

Osmanlı'da Medreselerin Tatil Dönemi
Osmanlı'da medreseler üç aylar denilen Receb, Şaban ve Ramazan aylarında tatil edilirdi. Bu tatillerde medrese talebeleri hem kendi bilgilerini pekiştirmek, hem de dinî konularda halkı aydınlatmak için Osmanlı topraklarının farklı bölgelerine gönderilirdi. Bu sayede Anadolu'nun küçük köy ve kasabalarına dağılırlardı. Karşılığında ise, halkın gönüllü yardımlarından oluşan ve “cerr” adı verilen yardımlar kabul edilirdi. Bu gönderme olayına da “cerre çıkmak” denirdi. Medrese öğrencileri için cerre çıkmak bir noktada bugünkü üniversitelerin staj eğitimleri gibi anlaşılabilir.
Padişahların Bayram Alayı
Fransız seyyah Paus Lucas padişahların bayram alayını şöyle tasvir ediyor: “(..) At üzerindeki hükümdarın ihtişamı ile hiçbir şey mukayese edilmezdi. Bindiği ve yedekte götürdüğü atları yeryüzünün en güzel atlarıydı. Atlarının güzelliği ve koşumlarının zenginliği ve subayların çokluğu içinde alay intizam ve hem kendisinden hem de seyreden halktan gelen dikkate şayan bir sessizlik içinde yol alıyordu. Gerçekten de dünyanın en eğlenceli ve en meraklı gösterisiydi." ️ Dipnot: Padişahlar bayram günü bir düzen içerisinde camiye gider, sonra da aynı düzen içerisinde saraya geri dönerdi. Bayram namazı için yapılan bu gidiş ve dönüşe bayram alayı denilirdi. Gidilecek camiyi bayramdan önce padişahın kendisi seçer ve bu genellikle Ayasofya veya...
Şehzade Yakup Çelebinin Öldürülmesi
kazanılan'nin hemen akabinde ordusunun başında düşman artıklarını takipten geliyordu. Babasının az önceki ölümünden, Bayezid'in onun yerini alacağından tamamen habersizdi. Kumandanlar'ın vasiyetine uyarak'in tahta çıkmasını, fakat taht kavgasının önlenmesi için Yakup Çelebi'nin öldürülmesini uygun buldular. Bayezid kadar sevilen ve büyük bir ordunun başında bulunan Yakup Çelebi ile Yıldırım Bayezid arasında taht kavgası olursa, kazanılan zafer boşa gidecek, belki de bundan sonra Balkanlar'da tutunmak mümkün olamayacaktı. Onun için, babasıyla görüşmek için Otağ-ı Humayün'a giren Yakup Çelebi, Yıldırım Bayezid'in onayı ile oracıkta öldürüldü. Cenazesi babasının cenazesi ile birlikte Bursa'ya götürüldü.
Kağıthane'nin önem kazanması
Kağıthane’nin Osmanlı tarihine geçecek özellikler kazanması, 18. yüzyılın başında bölgeyi yeniden düzenleme girişimlerinde bulunan III. Ahmed’in saltanat yıllarına denk gelir. Sultan ve saray mensuplarının mesiresi olarak tanınan bölgede, 1720’de Paris’e elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Fransa’dan dönerken yanında getirdiği saray ve bahçe planlarından esinle bir dizi köşk, kasır, çağlayan, havuz ve kameriye inşa edilir. 1730’daki Patrona Halil İsyanı sırasında tahrip edilen Kağıthane, III. Selim döneminden itibaren yeniden yapılandırılır.
Sultan Mehmed Reşad'ın Sinirli Halleri
Sultan Reşad Osmanlı padişahları arasındaki en sakin, en naif şahsiyetlerden biri olarak bilinir. Onun sinirli ve hiddetli hâli ise pek bilinmez. Sultanın mâbeyn bâşkatibi Halit Ziya Uşaklıgil'in "sinirlenince sanki damarlarındaki Yıldırım Bayezid'in, Yavuz Selim'in ateşten kanları tutuştu" dediği padişahın sinirlenmesine sebep olan hadiseyi Uşaklıgil'den dinleyelim: "(..) Bir gün Talât telefon ederek mebuslar arasında Hürriyet ve İtilâf'a mensup muhaliflerden kalabalık bir heyetin, bazı maruzatlarda bulunmak üzere saraya geleceğini haber verdi. O gün bu kalabalık heyet geldi. Hünkar mutaden oturduğu deniz cephesindeki büyük odada ve oradan geçilen küçük odanın kapısı yanındaki koltuğun önünde ayakta idi. Heyet hakikaten, kalabalıktı...
Osmanlı'nın Göz Kamaştıran Sıçrayışı
Osmanlı'nın Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde göz kamaştıran bir sıçrayışla dünya gücü konumuna yükselmesinde, II. Bayezid döneminin payı unutulmamalıdır. II. Bâyezid dönemi, deniz gücü yaratılması ve askeri anlamda denizcilik politikası belirlenmesi açısından bir başlangıç noktası sayılabilir. Bu dönemde denizlerdeki başlıca rakip, Akdeniz'deki en kuvvetli deniz gücü olan Venediklilerdi. Venedikliler, Akdeniz'deki deniz çıkarlarını yitirmemek için Osmanlı Devleti'ni yıpratıcı hareketlerde bulunuyordu. Bu nedenle II. Bayezid sorunları kökten çözecek biçimde deniz politikasında değişiklik yapmayı ve yeni kararlar almayı gerekli gördü. Bu kararlar doğrultusunda, kara egemenliğini sürdürmek ve denizlerden gelecek...
Kapitülasyonlar
Kanuni Sultan Süleyman’ın, Fransızlara verdiği “kapitülasyon” adıyla anılan imtiyazlar, sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Hâlbuki o dönem Alman-İspanya imparatoru Şarlken (V. Karl), Avrupa’ya hâkim olmak istiyordu. Bu maksadı, Fransa’yı mağlûb etmesi ile gerçekleşmek üzereydi. Bunu engellemek isteyen Kanuni, V. Karl ile İran Şâhının Osmanlı aleyhinde birlik kurmak istediklerini de tesbit edince, V. Karl'ın rakibi Fransa'yı destekledi ve Fransa ile kapitülasyon olarak bilinen ticari bir muâhede imzalandı. 1569'da yürürlüğe giren imtiyazlarla Fransızlar’ın gümrük vergisi yüzde beşe indirildi. Her iki devlete ait gemilerle serbestçe dolaşması; Fransızların Osmanlı ülkesindeki dâvâlarına Fransız konsoloslarının Fransa kanununa göre...
Evliya Çelebi Seyahatlerinin Sebebi
Evliya Çelebi seyahatlerinin sebebini, 1040 Muharreminin aşure gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü bir rüyaya bağlamaktadır. Buna göre İstanbul’da Yemiş İskelesi civarındaki Ahî Çelebi Camii’nde Hz. Peygamber’i kalabalık bir cemaatle birlikte görür, heyecana kapılıp Resûl-i Ekrem’in elini öperken, "Şefaat yâ Resûlellah" diyecek yerde "Seyahat yâ Resûlellah" der. Hz. Peygamber tebessüm ederek şefaati, seyahati ve ziyareti ona müjdeler; cemaatte bulunan ashabın duasını alır. Sa‘d bin Ebû Vakkas'da (r.a) gördüklerini yazması temennisinde bulunur. Bu rüyayı tabir ettirdiği Kasımpaşa Mevlevîhânesi şeyhi Abdullah Dede’nin, "Sa‘d bin Ebû Vakkas’ın nasihati üzere ibtidâ bizim İstanbul’cağızı tahrir eyle" tavsiyesiyle önce doğduğu ve yaşadığı...
Divân-ı Hümâyun hizmetkârları Çavuşbaşılar
Divân-ı Hümâyun hizmetkârları arasında yer alan çavuşbaşı ile ilgili ilk bilgilere Fatih Kanunnamesi’nde rastlıyoruz. Fatih Kanunnamesi'ne göre Divan'da alınan kararları sadrazamın özel mührü ile tasdik eden çavuşbaşı, Divan çalışmaları sırasında elinde gümüş bir değnek ile ayakta dururdu. Divan-ı Hümayun'da reis'ül-küttaba yardımcılık yapmak, divan toplantılarının kanunlara uygun şekilde aksatılmadan yürütülmesini sağlamak, divan üyelerine sunulan yemeklere gözcülük etmek, yabancı devlet elçilerinin karşılayarak divana getirmek, ardından uğurlamak başlıca vazifelerindendi. Yüksek rütbeli devlet adamlarından haklarında tutuklanmaları ve hapsedilmeleri veya sürgün edilmeleri gibi hususlarda verilen emirlerin yerine getirilmesinde...
Geri
Üst Alt