Eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Kısa Yazılar
Filtreler
Seçimler gösteriliyor:
Yükleniyor...
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Abraham Lincoln, Sultan Abdülmecid'in vefatı üzerine tahta geçen Sultan Abdülaziz'e şu taziye mektubunu göndermişti:
Aziz ve sevgili dostum; majestelerinin lütfettikleri mektuplarından saygıdeğer biraderleri Abdülmecid Han Hazretleri'nin vefat ettiğini ve zât-ı şahanelerinin ecdadınızın tahtına çıktıklarını öğrenmiş bulunuyorum. Heybetli biraderiniz ve Birleşik Devletlerin daimi dostu olan Abdülmecid Han’ın irtihali sebebiyle derinden üzüldüğüme sizi temin ediyor ve tahta çıkışınız vesilesiyle sizi tebrike müsaade isterken saltanatınızın size saadet ve şan-u şeref ve mülkünüze refah getirmesini temenni ediyorum. Yine sizi temin ederim ki iki millet arasında her zaman var olan dostluk ve iyi...
Türkler, Orta Asya’dan başlayıp Anadolu’nun fethi ve devamında, Selçuklu ve Osmanlı ile devam eden süreçte çok farklı toplumlarla kültürel olarak etkileşime girdi. Bu etkileşim doğal olarak mutfağa da yansıdı. Osmanlı mutfağı; Anadolu’nun bereketli toprakları, tarihi zenginlikleri ve yaşayan birçok halk kültürünün etkileri sayesinde dünyanın en büyük füzyon mutfağı haline geldi. Kırım Harbi'nin ardından İstanbul’a gönderilen Fransız şef Alexis Benoît Soyer, Osmanlı mutfağını çok beğenerek pilav, bamya, lokum, muhallebi, dolma, köfte, kebap, baklava, kadayıf, şerbet, kahve ve daha birçok yiyecek ve içeceğin Avrupa mutfaklarına alınması gerektiğini söylemiştir.
Saray mutfağı da, Osmanlı İmparatorluğunun gelişme ve büyümesine paralel...
Kanuni Sultan Süleyman devrinde Avusturya elçisi sıfatıyla İstanbul'da bulunan Ogier Ghislain de Busbecq hatıralarında Osmanlı'da ramazan ayını vakıf olabildiği kadarıyla şöyle anlatıyor:
Osmanlı'da bizim perhizimize tekabül eden oruç ayı, yakın olduğu halde sade yemek yemeleri sebebiyle hayretimi uyandırır. Zira bizde bu mevsimde, en ücra şehirlerde bile herkes çılgınca bir eğlence sarhoşluğuna kendini kaptırır. Dans, şarkı, sarhoşluk alabildiğine herkesi sarar. Onun için, resmi bir iş dolaysıyla bu mevsimde memleketimize gelen Türklerin döndükleri zaman Hristiyanların bazen çıldırdıklarına dair hikâyeler anlatmasını tabiî karşılamak lazım.
Türkler, daha evvelki normal günlerde nasıl bir hayat tarzını sürdürüyorlarsa, oruca...
Osmanlı döneminde Ramazan ayında belki işi en zor olanlar, tütün tiryakileridir.
Rivayet odur ki, Sultan II. Mahmud, musahibi Said Efendi ile iftara yakın Sirkeci'de babası Sultan I. Abdülhamid'in türbesini ziyarete gitmiş.
Tiryaki olduğunu bildiği türbedara takılmak istemiş. Babasının sarığını beğenmediğini, tekrar sarmasını söylemiş. Türbedar sarmış. Yine beğenmemiş. Tekrar sarmış. Yine beğenmeyince, oruç kafasına vuran tiryaki türbedar;
"A hünkârım, babanız yarın Cuma selâmlığına mı çıkacak, varsın böyle kalsın" demiş. Türbedarın çıkışına padişah pek gülmüş; "Maksadım latifeydi" deyip bahşiş vererek türbeden ayrılmış.
Yazımızdaki resim ismi geçen Sultan I. Abdülhamid Han'ın yabancı bir elçiyi kabulü esnasında tasvir...
İtalyan romancı, öykü yazarı ve şair Edmondo De Amicis Osmanlı dönemindeki Türk kadını portresini ve onun toplumdaki konumunu şöyle anlatıyor:
"Türk kadını, bir eş ve bir anne olarak Avrupalı kız kardeşlerinden hiçbir şeklide aşağı kalmaz; tam aksine, alt sınıfta bile, yiğit ve mert Türk erkeği ona öyle bir konum temin eder ki, buna Hristiyan Avrupa'da ancak gerçek aristokrasinin imtiyazlı kadınları sahiptir. Genel olarak şövalyelere mahsus bir nezaketle saygı gösterilir. Hiçbir erkek bir kadına el kaldırmaz; hiçbir asker bir isyan esnasında bile, en arlanmaz bozgunculardan dahi olsa halktan bir kadına el sürmek yüzsüzlüğünü göstermez.
Koca, karısına merasimle dolu bir çeşit dostlukla muamele eder. Hatta bir bakıma Türk kadını...
Florence Nightingale, 1853-1856 yılları arasında gerçekleşen Kırım Harbi sırasında, Selimiye Kışlası'nın İngilizler tarafından hastane olarak kullanıldığı dönemde kışlaya gelerek (1854) yaralı İngiliz askelerinin tedavisinde görev almıştır. Kışlanın Selimiye Camii tarafındaki kulesinde ikamet etmiştir. Padişaha ayrılan bu kulenin kendisine tahsis edilmesi ilginçtir. Burası halen Florance Nightingale Müzesi olarak korunmakta olup ziyarete açıktır. Gece gündüz demeden yaralı askerlere baktığı söylendiği için "Lambalı Kadın" olarak anılmıştır. Günümüzde modern hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilir.
Florence Nightingale'in harp sırasında kazandığı şöhreti kısa zamanda dünyaya yayılmıştır. Bazı tarihçiler Nightingale'in Kırım...
Edmondo De Amicis, 19. yüzyılın son çeyreğinde, Ramazan ayında sandalcılara dair izlenimini şöyle aktarıyor:
Müslümanlar Ramazan ayında bütün gece boyunca bol bol yiyip içer ama imsakla beraber, dini kaideye riayet ederler ve kimse bunu alenen ihlal etmez.
Mesela sandalcılar... Buna inanmak için onları güneşin batışından birkaç dakika önce Galata Köprüsü'nden görmeye gitmelidir. Dinlenenleri, kürek çekenleri, hemen oracıktakileri, uzaklaşmış olanları sayınca bin civarında sandalcı görürsünüz. Şafaktan beri hiçbir şey yememişlerdir, açlıktan üzerlerindeki rehavet hissedilebilinir, yiyecekler iftariyelikler kayıkta hazır durur, bir güneş bir yemeğe, bir yemeğe bir güneşe bakarlar.
Güneşin batışı top atılarak bildirilir. Arzuyla...
İftariye Kameriyesi, padişahların, yaz aylarına rastlayan ramazanlarda iftarlarını açtıkları yerdi.
Bayram törenlerinde enderûnluların bayram tebrikleri de burada kabul edilir ve aşağı bahçede yapılan spor gösterileri seyredilirdi. Kimi kaynaklarda 'mehtaplık' olarak da geçen teras,
Sultan İbrahim döneminde (1640 - 1648) bugünkü görünümünü kazanmıştır. Kameriye, çıkıntı yapan konumuyla mermerlikten ayrılmış, alttaki bahçelere ve Galata’ya yönelik bir konuma getirilmiştir. Zarif işçiliğiyle hayranlık uyandıran Kameriye, Haliç'i gören İstanbul manzarasıyla Topkapı Sarayı'nın en güzel noktalarından birinde yer alır.