Osmanlı'da Suç ve Ceza Tasviri
Bu minyatür, Osmanlı döneminde işlenen ağır suçların karşılığı olarak uygulanan cezalandırma yöntemlerinden birini konu almaktadır. Üst bölümde, hükümlülerin ters şekilde asıldığı bir infaz düzeni görülmektedir. Bu tür sahneler, özellikle şer’iyye sicilleri, kanunnâmeler ve cezai uygulamaları anlatan tarih kitapları doğrultusunda hazırlanmış minyatürlerde yer almaktadır.
Minyatürdeki figürlerin kıyafetleri, rütbe ve makam farklarını yansıtmaktadır. Orta bölümde yer alan iki görevli, cezaların uygulanmasından sorumlu olan devlet memurlarını temsil etmektedir. Etraflarında toplanan kalabalık ise halkı veya divan görevlilerini simgelemektedir. Minyatürün alt bölümünde yer alan figürlerde farklı duygusal...
Eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Kısa Yazılar
Filtreler
Seçimler gösteriliyor:
Yükleniyor...
Osmanlı'da Kayıt Tutma ve Halk İşleri
Bu eser, Osmanlı döneminde bir kâtibin halktan gelen çeşitli işlemleri kayda geçirdiği geleneksel bir sahneyi betimlemektedir. Ortadaki yaşlı kâtip, resmî bir belgeyi dikkatle yazarken, çevresindeki kişiler farklı sosyal sınıfları ve gündelik ihtiyaçları temsil etmektedir. Soldaki adam elinde bir kese tutarak muhtemelen bir ödemeyi ya da başvuruyu iletmektedir. Sağ tarafta yüzünü örten kadın ve arkadaki diğer figürler ise toplumdaki mahremiyet anlayışını ve sosyal düzeni yansıtmaktadır. Arkadaki halı, mekânın kültürel zenginliğini vurgularken üstteki güvercinler sahneye dinginlik katmaktadır. Bu sahne, Osmanlı’da bürokrasi, halkla ilişkiler ve günlük resmî işlemlerin nasıl işlediğine dair önemli bir...
Şehzade Mustafa'nın babası Kanuni tarafından 1553'de boğdurulmasını Venedik kaynakları ilk günden itibaren dramatik şekilde anlatır. Mustafa, Konya Ereğlisi'nde babasının otağına gidip onu selamlayınca Kanuni "Ah köpek, sende hala beni selamlayacak cesaret var mı?", demiş ve arkasını dönmüştür.
Bunu işaret sayan dilsizler şehzadenin üzerine atılarak boğuşmaya başlamışlardır. Şehzadenin can havli karşı koyması ve işin uzun sürmesi padişahı kızdırmış ve "hala O hainin hakkından gelmediniz mi?" diye oradakilere çıkışmıştır.
Yazı kaynağı: Kasım Bolat
Vaka-i Vakvakiye
Vaka-i Vakvakiye ya da Çınar Olayı , Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyılda IV. Mehmet‘in saltanatı sırasında 4 Mart – 8 Mart 1656 tarihleri arasında İstanbul’da çıkan askerî bir ayaklanmadır.
Çınar Olayı1652 yılında malî durumu düzeltmesi için’yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan sadrazam devletin gelirini artırdı. Ancak rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Tarhuncu Ahmed Paşa’dan sonra sadrazamlığagetirildi. Ama anarşiyi o da önleyemedi. Birbuçuk yıl kadar sonra vücudunun bir kısmına inme inmesi üzerine sadaretten ayrılınca, Damad Ipşir Mustafa Paşa sadrazam oldu. O da bu makamda altı ay kalabildi ve bir isyan sonunda kendi adamları tarafından öldürüldü...
Osmanlı Klasik dönem savaş düşüncesinde,stratejik fakat etkili bir yapılanma vardır. Sefer, Anadolu tarafına ise Rumeli Beylerbeyi sağ,Anadolu sol cenahta, Rumeli tarafına ise Anadolu Beylerbeyi sağ, Rumeli sol cenahta olurdu.Anadolu'da daha çok Müslüman beylik ve devletlerle mücadele edildiği için Rumeliden getirilen ve dinlerini muhafaza ederek Hristiyan kalıp fakat Osmanlılar tarafından timarla taltif edilmiş sipahiler etkili olurken,Rumeli tarafında da gaza ve ganimet ile yanıp tutuşan, gaziler ve akıncılar etkili olarak savaş dinamizmi sağlanırdı.
otuz üç yaşında Osmanlılar'ın başına geçti. Tahta çıkar çıkmaz, baba dostlarını davet etti. Onlarla dertleşecek, nasihat ve dualarını alacaktı. Hepsi bir araya geldiler. Candan sohbet ediyorlardı. Osman Gazi'nin ruhu da mutlaka onlarla beraberdi. Padişah en yaşlısına sordu:
". Seni epeydir göremeyiz, nerelerdesin?"
"Ferman buyur, Orhan'ım."
"Baba dostlarına ferman işler mi Koca Ağam? İrşat ve nasihat dileriz. Bilirsin ya, bizler de atalarımız gibi derviş gazileriz."
"Cümlemizin Sultanısın beyim.. Sen hemen emreyle..."
"Bazı küffar beldelerini islah dileriz. Fikriniz nedir?"
"Karar senindir ve çok yerindedir Sultanım."
"İzmit tekfuresi Prenses Balakonya ile aranız iyiymiş der
"Öyledir beyim."
Orhan Gazi gülümsedi.
"Samandıra...
Bir gün IV. Murad sadrazamıyla birlikte tebdil-i kıyafet gezerken bir deri dükkânın önünde dururlar. Dükkân son derece kötü bir durumdaydı ve dericinin hali ise içler acısıydı. İhtiyar derici sandalyesini çekmiş dükkânın önünde oturmaktadır.
Padişah:
"Selamın aleyküm derici" der.
Derici şöyle gelenlere göz atar ve hemen toparlanarak:
"Aleyküm selam Ya Cihan-ı Serdar" der.
"Yazı kışa hiç katmadın mı?"
"Kattım ama hiçbir şey tutturamadım."
"Peki geceleri hiç çalışmadın mı?"
"Çalıştım ama el aldı."
"Peki sana bir kaz göndersem yolar mısın?"
Derici “yolarım" der “hem de hiç bağırtmadan."
Padişah dericinin yanından ayrılarak saraya döner. Sad razam dayanamaz.
"Haşmetlim" der "derici ile yaptığınız konuşmadan hiç bir şey...