Osmanlı'nınvedönemlerinde göz kamaştıran bir sıçrayışla dünya gücü konumuna yükselmesinde,döneminin payı oldukça büyüktür. II. Bayezid dönemi, ciddi anlamda deniz gücü oluşturulması ve askeri anlamda denizcilik politikası belirlenmesi açısından bir başlangıç noktası kabul edilebilir.
Bu dönemde denizlerdeki başlıca rakip, Akdeniz'deki en kuvvetli deniz gücü olan Venediklilerdi. Venedikliler, Akdeniz'deki deniz çıkarlarını yitirmemek için Osmanlı Devleti'ni yıpratıcı hareketlerde bulunuyordu. Bu nedenle II. Bayezid sorunları kökten çözecek biçimde deniz politikasında değişiklik yapmayı ve yeni kararlar almayı gerekli gördü. Bu kararlar doğrultusunda, kara egemenliğini sürdürmek ve denizlerden gelecek tehlikelere karşı koymak için...
Eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Kısa Yazılar
Filtreler
Seçimler gösteriliyor:
Yükleniyor...
’ın en büyük zevklerinden biri ata binmekti. En gözde hayvanı da “Sisli Kır” adını verdiği atıydı. Sisli Kır'ın 1618 yılında ölümü genç padişahı derinden etkiledi. Sisli Kır için Üsküdar'da bulunan Kavak Sarayı'nın bahçesine yüksekliği 96 santimetre, genişliği 62 santimetre olan bir mezar yaptırdı. Mezar taşının kitabesine ise şöyle yazdırdı:
“Zıllı Hak Hazreti Osman Hanın
Sisli Kır nam atı ölmüştür
Emri Yezdaniyle mevt irişicek
Bu makam içre o gömülmüştür”
(Allah’ın gölgesi Hazret-i Osman Hân’ın, Sisli Kır isimli atı ölmüştür. Allah’ın emriyle ölüm gelince, bu makam içre o gömülmüştür.)
Atın isminin doğrusunun “Süslü Kız” olduğu ve Genç Osman’ın, atının ölümünün verdiği acının tesiriyle cenaze emrine Osmanlıca’da “vav” harfiyle...
Alman İmparatoru II. Wilhelm'in 1898 yılında İstanbul'a gerçekleştirdiği ziyaretini, İkdam gazetesi o günün İstanbul manzarasını da tasvir ederek şöyle anlatıyor:
"(...) İmparator Wilhelm'in İstanbul'a geleceği gün şehirde yoğun bir trafik yaşanıyordu. Tranvaylar hıncahınç doluydu. Bilet memurları, Tünel'in Beyoğlu tarafından gelen ahaliye bilet kesmekte sıkıntı çekiyordu. Binlerce insan Yüksekkaldırım'dan sahile iniyordu. Karaköy'ün manzarası ise daha başkaydı. Galata Köprüsü'nün üzeri âdeta insan seli gibiydi. Karaköy'den Tophane'ye giden caddede, yürümek mümkün değildi. Her tarafta insandan başka bir şey görünmüyordu. Kadınlar rengârenk çarşafları ve şemsiyeleriyle ayrı bir manzara oluşturuyorlardı. Denizdeki manzara ise daha...
Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde,'ın bir hafta boyunca düzenli şekilde yaptığı işleri şöyle anlatıyor:
"Sultan Murad yaz, kış her cuma gecesi bilginleri, şeyhleri ve hafızları toplayarak ilmi konular üzerinde konuştururdu. Cumartesi geceleri ilahi okuyanların, hanendelerin, saz çalanların ezgilerini dinlerdi. Pazar geceleri Tirlî, Cevrî, Nef'î, Arzî, Nedim gibi şairlerle konuşurdu. Pazartesi geceleri Kör Hasanoğlu, damadı Muslu Çelebi, Mukallit Çıfıt Hasan, Sarı Çelebi, Simitçioğlu gibi oyuncuları toplayarak eğlence meclisleri yapardı. Salı geceleri güngörmüş yaşlılarla konuşarak sözlerinden faydalanırdı. Çarşamba geceleri takva sahipleri ve ermişliğe yakın kimselerle, perşembe geceleri de dervişlerle, dünya görmüş bilgi...
Anadolu Hisarı ya da diğer adıyla Güzelce Hisar, Göksu deresi ile Boğaz'ın kesiştiği noktada asırlara meydan okuyor. 1395 yılında yani daha sur içi fethedilmeden önce inşa edilen Anadolu Hisarı, bugünkü manada İstanbul'daki en eski Osmanlı yapısı olma özelliği taşıyor.
1395 yılında Yıldırım Beyazıt döneminde inşa edilen kale, Anadolu'ya yönelik Doğu Roma, Venedik ve Ceneviz saldırıları konusunda bir savunma ve istihbarat kalesi olarak işlev gördü. İstanbul'un fethinden 58 yıl önce inşa edilen Anadolu Hisarı bu açıdan bakıldığından kentteki en eski Osmanlı yapısı olma özelliği de taşımaktadır. Ancak o dönemin İstanbul'un sadece surların içinde kalan yani bugünkü Fatih ilçesi toprakları olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Öyle ki...
En az tahtta kalan 10 Osmanlı padişahı
10- Yavuz Sultan Selim
Osmanlı’nın Anadolu’yu topraklarına katmasını sağlayan Yavuz Sultan Selim’in saltanatı 8 yıl gibi kısa bir süredir. Bu kadar az sürede büyük başarılar kazanması onun tarihe geçmesini sağladı.
9- II. Selim
Kanuni Sultan Süleyman’ın uzun saltanatı sonrası tahta çıkan II. Selim 8 yıl tahtta kalmış, birçok önemli olaya imza atmıştır.
8- Sultan Vahdettin
Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin, 1918’de I. Dünya Savaşı sonuna doğru tahta çıktı. 1922’de saltanatın kaldırılması üzerine sürgüne gönderildi. Saltanatı 4 yıl sürdü.
7- II. Ahmed
İkinci Viyana Kuşatması sonrası yaşanan bozgunla saltanatı geçen II. Ahmed uzun süre kafes hayatı yaşadı. 4 yıl tahtta kaldı.
6- II...
Osmanlılar Kahve ile Ne Zaman Tanıştı
Kahvenin Osmanı'ya gelişine dair çeşitli tarihler verilse de, tarihçiler genelde 1554 senesinde birleşirler. Peçevi’ye göre: “1554 yılına gelinceye kadar başkent İstanbul’da ve Anadolu'da kahve ve kahvehane yoktu. 1554 yılının başlarında Halep’ten Hakem adlı bir esnaf ile Şam’dan Şems adlı kibar bir kişi gelip Tahtakale’de açtıkları birer büyük dükkanda kahve satmaya başladılar."
Kahve Osmanlı toplumunda çok rağbet gördü. Uyku kaçırıcı hususiyeti sebebiyle bilhassa medrese öğrencileri, ilim talebeleri ve dervişler arasında yaygınlaştı. Öyle ki kahveye, “Sofi şerbeti” denilmeye başlandı. İlk kahve, sert ve acıydı. Sonra daha hafifine alışıldı. Kahvesini bol isteyenler okkalı olsun derdi. Yaygın...
Osmanlı'da İnsanı merkez alan adâlet anlayışının kaynağı, hiç şüphesiz ki Kur’ân-ı Kerîm’dir. Îmandan neş’et eden “kul hakkı” hassâsiyeti, zulüm ve haksızlıklara karşı büyük bir engel teşkil etmiştir. Bu yüzden hiçbir zaman pâdişahlar ve idareciler, zulmü bir idâre metodu olarak benimsememişlerdir. Dolayısıyla da sistematik bir haksızlık ve kasıtlı bir adâletsizlik aslâ vukû bulmamıştır. Hasbe’l-beşer meydana gelen bâzı haksızlıklar ise hakîkat ortaya çıktığında derhâl cezalandırılmıştır.
Avrupa’da henüz “insan hakları”nın adı bile bilinmezken Osmanlı’da yaşanan “kul hakkı” hassâsiyeti, hiç şüphesiz ki İslâm’a bağlılığın muhteşem tezahürlerinden yalnızca biriydi.
Başta pâdişahlar olmak üzere bütün Osmanlı ordusunun “helâl lokma”...
Osmanlı'da savaşta ağır yaralanan askerlere hekimler müdahale eder, tedavi etmeye çalışırlarmış. Ancak yapacak bir şey kalmayınca ve erin şehit olacağı belli olunca hekimler yanlarında taşıdıkları hekim-tabib matarası denilen küçük fıçıdan zemzem suyu ile hazırlanmış şerbet içirirlermiş. Şehadet şerbetini içmek deyimi işte buradan geliyormuş.
SM-G960F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi