Kısa Yazılar

Kanuni’nin Askeri
Kanuni Sultan Süleyman, Haçlı saldırılarına son vermek için ordusuyla sefere çıkmıştı. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar, hava çok sıcak olduğundan, ordu mecburen bağların içinden geçerken, askerler susuzluktan kıvranıyordu. Çok güzel üzümleri bulunan bir bağdan geçerken, askerin biri dayanamayıp, bağdan bir salkım üzüm kopararak biraz olsun susuzluğunu giderdi. Sonra da, asma ağacına, yediği üzümün çok üzerinde bir para bağlayarak, yoluna devam etti. Çok geçmeden mola verildi. Asker, kan ter içinde bir köylünün koşarak geldiğini gördü. Hıristiyan köylü ısrarla padişah ile görüşmek istiyordu. Köylüyü Kanuni'nin huzuruna götürdüler. Kanuni sordu: "Nedir bu halin, kan ter içinde kalmışsın, yoksa askerler sana zarar mi verdi?"...
Tirit ve Girit
İktidarları dönemlerinde birçok defa kuşatılarak alınamayan, padişahlara bıkkınlık veren 8 bin 336 kilometrekarelik Girit adası, iki padişah döneminde yirmi dört yıl içinde defalarca kuşatıldı. Ekonominin bozulup İstanbul'da ocakların isyanlarına neden oldu. Sonunda da fethedilmiş olup, bu bilginin padişaha bildirilmesi olayı, Osmanlı mutfağını ilginç bir şekilde tirit ile buluşturdu. Sultan İbrahim, uğruna yüz otuz bin şehit verdiğimiz Girit'in mutlaka alınması için ısrar eder. Ama hiçbir girişimden sonuç alınamaz. Seneler seneleri kovalar. Sıra çocuk yaşta tahta geçen Sultan Avcı Mehmet'in olmuştur ama bir türlü alınamayan ada Girit ismini duymaya onun da tahammülü kalmamıştır. "Girit'i almadan kim gelirse ve kim bana Girit'ten...
Hiç Olmak
Devrin ailesi emrindeki yöneticiler ile atının üstünde şatafat içinde şehre girer. Yol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe valiyi selamlar. Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiç bir şey ile ile ilgilenmeyen bir adama takılır. Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın olduğu yere sürer atını vali. Atının üstünden inmeden , vakur ve sert sesli bir ses tonu ile bağırır adama. ''Behey adam, herkes benim şehre girişimi el pençe karşılarken sen kimsin ki yerden bile kıpırdamıyorsun? Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan, sakallarının uzun saçlarının belli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek: ''Ben hiçim'' der. Vali daha da...
Osmanlı Yeniçeri Kıyafetlerinin Gücü
19. Yüzyılda Almanya'nın Mülheim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasındada Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki tarafına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğin, temin edemiyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkarmıyorlardı tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar. Mektupta şöyle demektedir: "Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene toplama imkanı sağlayın." Çöküş zamanına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini...
Sır Saklamak
, birçokgibi, devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: "Sen sır saklamasını bilir misin?" diye sormuş. Vezir, Yavuz'dan cevap alacağı ümitiyle: "Evet Hünkarım, bilirim" dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış: "Bende bilirim."
Bu Millet ile Dünya Fethedilir
İstanbul'un henüz fethedilmediği zamanlarda Edirne'de bulunan, fetih hazırlıklarını yaparken diğer bir taraftan halkın durumunu kontrol etmeyi ihmal etmiyordu. Ona göre milletin birlik beraberlik içinde olmasıydı. Bunu fethin gerçekleşmesinin şartlarından bir olarak görüyordu. Sultan Mehmed bir sabah kılık kıyafet değiştirip pazara çıktı. Satılan malların kalitesini, fiyat durumunu ve esnafı kontrol etmek için, Edirne'nin çarşılarını gezmeye başladı. Sultan Mehmed, sokağın ilk başındaki dükkana girdi. Selam vererek: "Yarım batman yağ, yarım batman bal ve birazda peynir veriniz." Müşteriyi gülen yüzle karşılayan esnaf, selamı alıp yarım batman yağı tarttı. Yağı verirken karışısındakinin padişah olduğundan haberi yoktu: "Ağam...
Hasta Olursun Diye Korktum
bir Anadolu seferi dönüşünde, Balıkesir'den geçiyordu. Hava oldukça sıcaktı. Herkes gibi bu sıcaktan Fatih Sultan Mehmed denasibine düşeni almıştı. Öylesine yorgundu ki! Kendisini bu halde gören bir köylü kadını bir tas içerisinde ona ayran ikrma etti. Fatih, ayranın üstündeki saman çöplerini üflüye üflüye ayranı içti. Sonrada kendisini bir ana şefkatiyle seyreden kadına: "Allah razı olsun," dedi. Ama şu saman çöpleri ayranı birkerede içmeme engel oldu." İhtiyar kadın Fatih'in bu sözlerine anne şefkatinin boyutlarını gözler, önüne seren, şu cevabı verdi: "Oğul, ben ayranın üstüne onları kasıtla koydum. Sen uzak yoldan geliyorsun. Sonra terlemişsin de. Soğuk ayranı bir yudumda içersinde hasta olursun diye koydum. Hasta olmayasın diye...
Korkusuz Şehzade
henüz beş-altı yaşlarında bir çocuktu. Amasya'daki sarayın bahçesinde ok talimi yapıyordu. Yay boyunu aşıyordu ama o bu yaşta attığını vurmaya başlamıştı. Babasıbir ağacın arkasında onu seyrediyordu. Yavuz son okunu da tam hedefe saplayınca, dayanamadı; saklandığı yerden çıkıp, oğluna sarıldı: ''Allah gücüne güç katsın oğlum. Ama niçin yalnızsın?'' Küçük Selim hayretle: ''Yalnız değilim ki Sultan babam; Allah her yerdedir!'' Aldığı cevap, Beyazıt'ı şaşırttı ama belli etmedi. Sarayın bahçesi ulu ağaçlarla süslüydü. Ormandan farkı yoktu. ''Oğulcuğum,'' dedi Sultan Bayezid, ''Tek başına buralarda dolaşma. Düşmanlarımız var. Allah korusun; sana bir kötülük etmek isteyebilirler!'' Selim durakladı. Sonra iki yaşından beri yanından...
Geri
Üst Alt