Eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Kısa Yazılar
Filtreler
Seçimler gösteriliyor:
Yükleniyor...
Sultan İkinci Bayezid Han Osmanlı devletinde ezilen Avrupa Yahudi cemaatine sığınak verir.
Temmuz 1492 yılında, İspanya’nın yeni devleti İspanyol Engizisyon Mahkemesi’nin bir parçası olarak Yahudi ve Müslüman nüfusu kovmuştu. Yanıt olarak Sultan II. Bayezid, kendilerini Osmanlı topraklarına güvenli bir şekilde tahliye etmek için İspanya’ya Amiral Kemal Reis komutasında bir Osmanlı donanması gönderdi.
150.000’den fazla Yahudi göç ettiler ve Osmanlı İmparatorluğu’da hoş karşılandılar. Sultan mültecileri hoş karşılanması, haysiyet ve kardeşlik ile muamele edilmesi gerektiği ile ilgili İmparatorluk adına fermanlar gönderdi.
Onun ilanında, Sultan hz. ibrahim ve Yakub’un torunları olan yahudiler ile ilgilenmek, yiyecek yemekleri olup...
Osmanlı padişahları neden İslami bir görev olan hac ibadetlerini yerine getirmek için kutsal topraklara gitmemişlerdir? Bu soru çokça sorulmaktadır. Ancak bu sorunun cevaplandırılacağı en güzel yer, II. Osman meselesidir. Zira II. Osman’in katli olayında bu sorunun cevabı da verilmiştir.
Evvela haccın farz olmasının şartlarını özetleyelim: Müslüman olmak; akıllı olmak; ergen olmak; hac yolu için hem gıda ve hem de yol masraflarını karşılayabilecek kadar zengin olmak; haccın farz olduğunu bilmek; yol emniyetinin bulunması.
Bu kısa izahlardan sonra, Osmanlı Padişahlarının neden hacca gitmediklerinin cevabını arayalım:
İslâm Hukukuna göre, cihâd, Müslümanlar için farz-ı kifâyedir. Bu sebeple fert olarak bir Müslüman, açık bir düşman...
21 Temmuz, 1905 tarihinde, Yıldız Camii önünde Ermeni Devrimci Federasyonu ve Edward Joris tarafından, Sultan Sultan İkinci Abdülhamid’e karşı suikast girişiminde bulunuldu.
Suikastçiler Padişahın Cuma selamlığının hangi dakikasında camiye girdiğini, ne kadar içeride kaldığını, ne zaman çıktığını tek tek hesaplarlar. Padişah Cuma bitiminde camiden çıkmakta ve ‘1 dakika 42 saniye’ sonra arabasının yanına varmaktadır. Ancak beklenmedik bir şey olur. Her Cuma son derece dakik davranan Sultan, bugün hiç yapmadığı bir şekilde camiden çıkarken çevresindekilerle ilgilenir ve Şeyh-ül-Islam Cemaleddin Efendi ile ayak üstü bir görüşme gerçekleşir.
Sultan İkinci Abdülhamid Han caminin dış kapısında görülmüştür. Tam birkaç adım atmıştır ki o...
Cihangir Hünkâr Fatih Sultan Mehmed Han, fetihten sonra hemen İstanbul’a girmedi. Mübarek gün Cum’ayı bekledi. Alimler, arifler, ve paşalarla beraber - hatta sonradan kendisini muhakeme edecek olan kadı Hızır Bey’le de yanyana muhteşem bir merasim ile Edirnekapı’dan şehre girdi.
Fatih, Şehzadebaşı, Bayezîd yolunu takip ederek ilerliyordu. Yol kenarlarında askerler selama durmuştu. Rum kızları ise, genç padişahı çiçek yağmuruna tutuyorlardı. Bu sırada bir dervîş, yolun ortasına çıktı Fatih‘e hitaben: “İstanbul’u fethettim, diye bu kadar kendine paye alma! Sen İstanbul’u bizim gibi dervişlerin duası ile aldın..” dedi.
Fatih cevaben: “Doğru söylersin dervîş baba.. Lakin bir harb, dua askeri ile kılıç askeri müşterek hareket ederse zafere...
Sultan I. Abdülhamid'in oğlu Sultan II. Mahmud öyle bir Sultan ki, nezaket ve cesareti kendi karakterinde toplamıştı. Sultan Mahmud, insanların farklılıklarına rağmen, halkın herbirinin benimsemiş olduğu bir çok faaliyet sürdürmüştür.
Halk arasındaki kırılmaları dindirmek için çok sıkı çalıştı; Özellikle, diğer topraklardan gelen gayrimüslimlerin istihdamı girişiminde bulundu. Aynı zamanda Osmanlı mülkünde çok sayıda kilise onardı. Aynı şekilde, birçok cami ve tekkeyi restore etti.
Devlet işleriyle bizatihi kendisi ilgilenirdi. Örneğin, önem arz eden çeşitli resmi belgeleri bizzat kendisi yazmış, imzalanmıştır ve Rusya ile olan savaş sırasında, Sultan Rami Kışlasını işgal etmiş ve bu süre boyunca Albay formasını giymiştir...
Rusya ile ilk diplomatik münasebet II. Bayezid döneminde büyük bir diplomatik krizle başladı.
Rusya ile Osmanlı devletinin ilk diplomatik münasebeti 1497’de Çar 3. İvan’ın II. Bayezid’e gönderdiği elçi Michail Pleşçeyev ile başlamıştı. Osmanlı Padişahının elçileri nasıl kabul ettiğini bilen Çar 3. İvan, elçiyi Bayezid’e göndermeden önce uyması gereken bir talimatname yazdı ve elçiye bu talimatname dışına çıkmaması emredildi. Buna göre Rus elçisi prosedür gereği ilk önce Kefe’ye oradan da İstanbul’a gelecektir.
Fakat talimatnameye göre elçi ne Kefe’de bulunan Bayezid’in oğlu Mehmed’in huzurunda ve ne de padişahın huzurunda çiz çökmeyecek sadece eğilerek selam verecektir. Bununla da kalmayacak Sarayda hiç bir elçiyi kendi önüne...
Bu kısa yazıda, oğluna lehine tahtan çekilen ama gelişen lüzum üzerine II. Murad‘ın Tekrar tahta Çıkışı kaba hatlarıyla özetlenmiştir.
İkinci Murad’ın Tekrar Tahta Çıkışı
Tuna’nın Güney sahilleri boyunca Karadeniz’e doğru ilerleyen Haçlılar, güneydoğuya doğru kıvrılarak Deliorman’a girdiler. Bu sıralarda haçlı donanması da Çanakkale Boğaz’ı açıklarındaydı. Şumnu’dan Doğu’ya, Varna’ya doğru yol aldılar. Geçtikleri yerlerde şehirleri, kasabaları, köyleri yaktılar ve büyük zulümler yaptılar.
Bunun üzerine Osmanlı Vezirleri bir araya gelip, ordunun başında tecrübesi olan padişah II. Murad’ın bulunmasını, tekrar tahta oturması gerektiğini ısrarla belirttiler. Edirne’de toplanan saltanat şurası tek çarenin Sultan Murat’ı davet olduğuna...