Bu makalemiz, Etrak-ı Bi-idrak deyimine dair detaylı açıklamaları aydınlatmak ve bu deyim ile ilgili bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır.

Osmanlı belgelerinde pek rastlanılmasa da, özellikle Kemalpaşazade ile yükselişe geçen ve onun tarihçiliğini takip edenlerin sıkça kullandığı Etrak-ı bi-idrak deyimi, modern zamanlarda “Osmanlıların Türkleri aşağıladığı” şeklinde anlaşılmış ve “Osmanlılar Türklüğü adeta yok etti” söylemine delil gösterilmiştir. Bu deyimi ilk kullanan olmasa da, 16.yy tarih kitaplarında yaygın hale getiren Kemalpaşazade olmuştur.

Gelibolulu Mustafa Âli’nin Söylemleri

Sonrasında onun ekolünü takip eden Gelibolulu Mustafa Âli’de, bu deyimi kullanmaktan çekinmemiştir. Kemalpaşazade, Şeyhülislamlığı ve tarihçiliği ile daha çok bilinmesine rağmen; Âli’nin deyimine göre aslında O, tüm zamanların eşsiz İslam filozoflarından birisidir. Muhtemelen Kemalpaşazade kendi döneminde Şeyhülislam olmasa ve sadece şiirler yazsa, bugün edebiyat dünyası onu çok daha farklı tanırdı. Aynı şekilde Gelibolulu Mustafa Âli’nin de ömrü hayli “bereketli” bir yazı ile geçmiş, ancak her seferinde çok istediği mevkilere getirilmemiştir. Bu iki tarihçinin ortak özelliği, ikisinin de Türklüğü savundukları gerçeğidir. Eğer bu iki tarihçi bugün yaşasalar ve kitaplarını kaleme alsalardı; şuna kimse itiraz edemez ki, bu dönemin “kafa tasçı” Milliyetçileri sayılırdı. Peki, ama erken dönemlerde sadece İslamiyeti değil Türklüğü de ön plana çıkaran bu iki tarihçi neden kitaplarında “Etrak-ı bi-idrak” deyimini kullanmışlardır?

Etrak-ı Bi-idrak Deyiminin Tam Kullanılma Amacı

Burada bu iki tarihçinin “etrak-ı bi-idrak” deyimini hangi süreçte ve ne amaçla kullandığını “görebilmek” ve “anlayabilmek” son derece önemlidir. Buradaki deyimin göndermesi Türkleri aşağılamak değil, anlattığı vak’adaki Türklerin dini inanç ve eğilimine bir gönderme yapmaktır. Buna göre “etrak-ı bi-idrak” olan Türkler ancak bu yoldan gidenler ve dahası “sapkın bir inanca” inananlardı. Yani aslında bu deyimin muhattabı olan Türkler, Kızılbaş ve Kızılbaşlığa meyilli olan göçebe Türkmenlerdir. Ayrıca göçebe Arablar için de “Arab-ı bed-fial [eylemi kötü Arablar], Arab-ı bed-rey” [Düşüncesi kötü Arablar], Arab-i şekavet-şiar [Soygunculuk ve haydutluğu adet haline getiren Arablar] kullanılmıştır.

Kemalpaşazade Kızılbaş inancını çok iyi bilen ve onlara karşı mücadelede başrol oynayan birisi idi. Buna göre bir insanın Kızılbaş olması için adeta “bi-idrak” olması gerekirdi. Zira gerek Şahkulu Baba Tekeli İsyanı, gerekse Bozoklu Celal’in çıkardığı ve Şah Veli isyanı olarak tarihe geçen Kızılbaş isyanlarında Türkmenlerin hangi inanç ile bunların peşine gittikleri son derece önemlidir. Dönemin mektup ve tarih kitaplarında yazıldığına göre Şahkulu Baba Tekeli ve Bozoklu Celal birer Kızılbaş olmakla beraber, din sayılamayacak bir takım inançlar içerisinde idiler.

İşin daha da garibi; din sayılamayacak ve “halkanın dışında” olan için inanılması imkansız olacak şeylere inanıp peşinden gidilmesi, son derece hayret vericidir. Örneğin Şahkulu Baba Tekeli, sadece siyasi bir misyon ile kötü gidişata isyan etmemiş, müritlerini kendisinin Allah’ın yer yüzündeki görüntüsü, mehdi ve peygamber olarak inandırmayı başarmıştır.

Aynı şekilde Bozoklu Celal’de 1519’daki isyanı öncesi Tokat ve Sivas dolaylarında bir mağaraya saklanmış, neden buraya saklandığını söyleyenlere ise “mehdinin buradan çıkacağı bana haber verildi. Ancak ne vakit zuhur edeceği bildirilmedi” cevabını vermiştir. Bunun üzerine Kızılbaş Türkmenler ve Kızılbaşlığa meyilli olan Türkmenler onun etrafında toplanarak hayli kalabalık bir inanç kümesi haline gelmişlerdir.

İdris-i Bitlisi’nin Görüşleri

İdris-i Bitlisi’nin Selimşahname eserini tamamlayan oğlu Ebulfazl Mehmed her ne kadar 50.000 ailenin Bozoklu Celal etrafında toplandığı, çeşitli ayinler yaptığını söylese de rakamın abartılı olabileceği, ama “çokluğu” sembol etmesi bakımından dikkat çeker. Bozoklu Celal’in etrafına toplanan Türkmenler bir süre sonra onu “Tanrı” gözü ile görmeye başlamış ve secdeye başlamışlardır. Sonrasında casuslar ve müritlerden elde edilen bilgilere göre Bozoklu Celal, mehdinin kendisi olduğunu, tüfek işlemeyeceğini ve kılıç kesmeyeceğini söyleyerek isyanını başlatmıştır. Hal böyle olunca onun Tanrı, mehdi ve peygamber olduğuna inanan “etrak-ı bi-idrak” lerde onun yolundan koşarak ölmek için can atmışlardır. Meseleyi çok uzatmamak için aynı ekolü takip eden Hoca Saadettin Efendi’nin de bu tabiri kullandığı ve aslında neyi ima ettiğine girmek lüzumsuz görünmektedir.

Kısaca “etrak-ı bi-idrak” deyimi bu dönem için etnik olarak Türkleri ve Türkmenleri aşağılamak için söylenmemiştir. Kızılbaşların peşinden giden ya da onlara meyilli göçebe Türkmenlerin bu dönem ki inancını ima etmek için kullanılmış bir tabirdir. Bu tabir pek sonraları dini inanca göndermeden çıkarak kullanılmış ve “ileri geri konuşan, şehir görmemiş ve birazda muzip” olanlar için kullanılmıştır.

Türkler terk idüb diyarların, Satdılar yok bahaya dârların” Anadolu Türkmenlerinin 1501’den sonra adeta büyülenmiş bir şekilde Anadolu’yu terk ederek İran’a gitmeleri üzerine Kemalpaşazade’nin bir beyitidir. Ayrıca Kemalpaşazade, ölüsünü dirisinin üstüne koyup gidildiğini de sıkça belirtmektedir.

Kaynaklar;

Nejat Göyünç, “Osmanlı Devleti Hakkında” Cogito, Sayı;19 [Osmanlılar Özel Sayı], YKY, İstanbul;1999, s. 88
Feridun Emecen, “Osmanlılarda Türklük Kavramı Üzerine Notlar; Aşağılama Edebiyatı Miti”, İlk Osmanlılar ve Anadolu Beylikler Dünyası, Timaş, İstanbul;2012, sayfa 275-284
İbn Kemal, Tevarih-i Al-i Osman, VIII. Defter, Haz. Ahmet Uğur, TTK, Ankara;1997

Yazan : Kasım Bolat